Kur'an-ı Anlama Sorunu 6

Kur'an-ı Anlama Sorunu 6

  Bunun üzerine İmam Cafer Sadık (a.s) onun yolculuğunun nasıl geçtiğini haber verdi. Kendisinden başka kimsenin bilmediği, yolda başından geçenleri ayrıntılarıyla anlattı. Öyle ki, artık adamın hiçbir tereddüdü kalmadı ve İmam Cafer Sadık’ın (a.s) imametine tasdik ve ikrarda bulundu.1

3) Tabi bunlar madalyonun bir yüzü, yani Kur’ân’ın zahiriyle alakalı bir durum. Oysaki bu kelimelerin ve zahirî manaların altında, özellikle maarif, itikat ve ahlâk bölümünde, oldukça derin, geniş ve köklü manevî maksatlar saklıdır.

Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ın güzel bir zahiri ve derin bir batını var.”2

Yine nakledilmiştir ki:“Kur’ân’ın batını var ve batınının da batını var; yedi batına kadar böyledir.”3

Esasen, büyük müfessirlerin de dediği gibi, Kur’ân’ın tamamının tevil ve batını vardır ki, sadece düşünme ve araştırma ile ona ulaşmak mümkün değildir. Kelime yoluyla da herkese beyan edilemez. Çünkü bazılarının onu idrak etmeye ve uygulamaya gücü yetmez. Bunlara ancak ve ancak ilimleri ilâhî kaynaklı olan, Resulullah’ın (s.a.a) ilim ve irfanının vârisleri ve onun ilim şehrinin kapısı konumunda olanlar ulaşabilir. “Kur’ân bize yeterlidir!” diyip Kur’ân’dan bir tek zahirle yetinenler, ancak kendilerini ilimden, irfandan ve Kur’ânî hakikatlerden mahrum ederler.

       Bu bölümü İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ilginç bir sözünü aktararak bitirmek istiyoruz. Şöyle buyuruyor:

“Allah Azze ve Celle’nin Kitab’ı dört şeye (dereceye) ayrılır. İbareler (zahiri ifadeler), İşaretler, incelikler, hakikatler. İbareler avam içindir; işaretler havas (özel-eğitimli kişiler) içindir; incelikler veliler içindir ve hakikatler Peygamber için.”4

       Aslında bu gerçeği Kur’ân’ın kendisinden de anlamamız mümkündür. Vâkıa Suresi’nin 78 ila 80. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz bu, değerli bir Kur’ân’dır, * Korunmuş bir kitaptır. * Ona ancak temizler dokunabilir-ulaşabilir. * O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.”

      Evet, hakikatleri meknun (saklı) olan bu kitaba ancak mutahhar ve tertemiz olan kimseler ulaşabilir. Bunlar ise, bu ümmetin içinde Ahzâb Suresi’nde “Ehlibeyt” kavramı altında beyan edilip temizlikleri onaylanan ve kisa/aba altında toplanarak tanıtılan Resulullah ve onun Ehlibeyt’idir. Diğerleri ise temizlikleri ölçüsünde ve o mutahhar şahsiyetlere yakınlıkları ve onlardan yararlandıkları ölçüde nasiplenirler.

4) Bu bölümde “Kur’ân bize yeterlidir!” tezinin doğuracağı olumsuz sonuçların ve çıkmazların daha iyi anlaşılabilmesi için, hadislere müracaat edilmeden anlaşılması mümkün olmayan ve ipham perdesi altında kalacak ayetlerden örnekler vermeye gayret edeceğiz.

      Hadislerden yardım almadanTevbe Suresi’nin 37. ayetinde geçen “nesi” (ertelemek), kavramından neyin kastedildiğini, bunu yapanların kimler olduğu ve diğer detayları nasıl anlayacağız. Biz ayetin açıklamasız metnini veriyoruz; lütfen tefsirlere bakmadan ayeti bir okuyun bakalım, bir şey anlayabilecek misiniz?

       “Ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah’ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O’nun haram kıldığını helâl kılmak için bir yıl helâl sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. Onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”

       Yine Tevbe Suresi’nin 118. ayetinde savaşa gitmekten çekindikten sonra, kendilerine karşı uygulanan ambargonun ardından karşılaştıkları zor durumlar ve bilahare tövbelerinin kabulünden bahsediyor. Ama hadislere müracaat etmeden bu üç kişinin kimler olduğu, neden savaşa katılmadıkları, hangi savaşta olduğu, uygulanan ambargonun keyfiyeti ve diğer birçok detayları anlamak mümkündür değildir.

 

1- Usul-i Kâfi, c.l, s.171-173

2- Usul-i Kâfi, c.2, s.599

3- Tefsir-i Safi, c.l, s.39

4- Biharü’l-Envar, c.75, s.278