Kur'an-ı Anlama Sorunu 4

Kur'an-ı Anlama Sorunu 4

   Bu iddiada ısrarcı olanların bu ısrarlarında etkili olan üç önemli kaygıları daha vardır. Bunların birisi, güya bu vesileyle Kur’ân’ın saygınlığını korumaktır. Zira diyorlar ki: “Kur’ân yeterli değil demek, Kur’ân’ı eksik görmek ve onu küçümsemektir. Allah’ın kitabı nasıl eksik olur veya başka birisinin açıklamasına ihtiyaç duyar?” Oysa bu yanlış bir düşüncedir. Evvela yukarıda da belirttiğimiz gibi başkasına müracaat etmemizde de yine referansımız Kur’ân’dır. Keyfimiz isteyen herkese başvurup söylediklerini hüccet olarak kabul edemeyiz. Yani Kur’ân bizi şaşkın vaziyette bırakmamıştır. Kur’ân yeterli değildir demek, Kur’ân değersizdir, önemsizdir, bayağıdır, demek değil. Kaldı ki Kur’ân detay kitabı da değildir. Ana prensipleri ve bazı detayları zikredip, gerisini özelliklerini belirlediği mercilere bırakmıştır.

3) İşte bu noktada bu iddia sahiplerinin şöyle bir endişesi daha ortaya çıkmaktadır; diyorlar ki: “Kur’ân yeterli değil deyip hadislerin peşine gitmek, ilâhî vahiyle beşerî kelamların birbirine karıştırılmasına ve birçok konuda Allah’ın değil, kendimiz gibi beşer olan birilerinin dediklerine itibar etmemize yol açar.”

Oysa bilmemiz gerekir ki, Kur’ân’ın bizi yönlendirdiği Peygamber’in, din adına veya Kur’ân’ın açıklaması olarak sunduğu şeyler de vahiydir, ilâhî kaynaklıdır. Çünkü vahiy iki kısımdır: Kur’ânî vahiy, gayr-ı Kur’ân’i vahiy. Kur’ânî vahyin özelliği, hem lafız ve kalıplarının Allah’tan oluşudur, hem de muhtevasının. Ama gayr-ı Kur’ânî vahiylerin muhtevası Allah’tan olmakla birlikte açıklanma şekli Peygamber’e bırakılmıştır. Resulullah’a (s.a.a) gayr-ı Kur’ânî vahiylerin geldiğinin delillerini, Ehlibeyt Mesajı isimli dergide genişçe ele almışız ki isteyen kardeşler bu yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirler:

http://www.kevsernet.com/s_ve_c/16.htm

4) Bu tezi savunanların en azından bir kısmının bir gerekçesi de kaynaklarda nakledilen hadislerin içinde zayıf, mantıksız, İslâm ve Kur’ân’ın ruhuyla bağdaşmayan rivayetlerin varlığıdır. Bu gerekçeyi ileri sürenlerin kaygılarını anlamak mümkündür; ama bu problemin çaresi sünneti inkâr veya hadisleri bütünüyle bir kenara itmek olamaz. Çünkü o zaman çok daha büyük problemlerle karşılaşmamız kaçınılmaz olur. Bunun çaresi, belirlenen birtakım kriterler ve ölçülerle hadislerin doğrusunu yanlışından, zayıfını güçlüsünden ayırt etmektir ki, bunu da işin uzmanları zaten yapmaktadırlar. Bu konuda yine Ehlibeyt unsurunun önemi ortaya çıkmaktadır ki, ileride buna değineceğiz.

        “Kur’ân Bize Yeterlidir!” Tezinin Önemli Mahzurları

     Acaba bu tezi savunanlar, hiçbir konuda hiçbir şekilde mi hadislere itibar etmezler, yoksa bazı konularda edip bazısında mı es geçerler? Eğer hiçbir konuda istisnasız hadislere itibar etmezlerse, Kur’ân-ı Kerim’i birçok yerde müphem ve muamma gibi bir kitaba dönüştürmüş olurlar. Yok, eğer bazı yerde kabul ediyoruz, bazı yerde etmiyoruz, derlerse (ki birçok ayette, özellikle tarihle alakalı konularda sebeb-i nüzul hadislerinden istifade ediyorlar), o zaman da neye dayanarak bu ayrıcalığı ve sebepsiz tercihi yaptıklarını açıklamalıdırlar.

       “Kur’ân bize yeterlidir!” tezi, tez sahiplerinin zannettiklerinin tam aksine, ümmet arasındaki ihtilafları ortadan kaldırma yerine daha da artıracaktır. Zira bir taraftan herkesin ilim, anlayış ve kavrayış seviyesi aynı değildir; diğer taraftan Kur’ân ayetleri açıklık ve anlaşılırlık açısından aynı düzeyde değillerdir. Bu ise doğal olarak ayetlerin anlaşılması ve onlardan çıkarılacak anlam ve hükümler açısından farlılık ve ihtilaflara yol açacaktır. Dolayısıyla bu ihtilafları ortadan kaldıracak bir merciin, mekanizmanın olması şarttır, zarurettir.